8 Haziran 2024 Cumartesi

AYASOFYA-İ KEBİR CAMİ-İ ŞERİF

 FATİH SULTAN MEHMET'İN EMANETİ, İSTANBUL'UN İNCİSİ AYASOFYA...


Bazıları Ayasofya için “dünyanın 8. harikası” diyor. Ayasofya’nın uluslararası önemini ve döneminin ne kadar ötesinde bir yapı olduğunu düşünürsek bu hiç de abartılı bir söylem değil. Gerçekten Ayasofya, sanatsal ve mimari anlamında dünyanın en değerli eserlerinden biri. Buna bir de dini önemi eklenince ortaya dünyanın en değerli kültürel varlıklarından biri çıkıyor. Haliyle tüm dünyada en çok ziyaret edilen turistik yerler arasında.

Buna karşılık, müthiş detaylar ve gizemler barındıranan Ayasofya’yı çoğumuz çok yüzeysel tanıyoruz. Ortalama bir insanın konu hakkında bilgisi Bizans’tan kalan bu eserin, döneminde dünyanın en büyük yapısı olduğu, İstanbul’un fethinden sonra camiye dönüştürüldüğü, sonra bir müze olarak hizmet ettiği şimdi ise yeniden cami olduğu ile sınırlı.

Ayasofya Ne Demek

Ayasofya yani Hagia Sophia kelime anlamı olarak kutsal bilgelik, ilahi bilgelik demek.
"Hagai" yani "Aya" sözcüğü kutsal, "Sophia" yani "Sofya" sözcüğü de Eski Yunancada bilgelik anlamına gelen "sophos" sözcüğünden geliyor. Kutsal bilgelik de Ortodoksluk'ta, Tanrı'nın niteliğinden biri sayılıyor. 

Ayasofya, günümüzdeki son halini alana kadar aynı yerde bir değil, tam 3 kez inşa edilmiş. Son kez inşa edilmesinin ardından, 1000 yıl boyunca dünyanın en büyük katedrali olma özelliğini kimselere bırakmamış. Hem Roma, hem de Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış olan İstanbul’da dini hayatın merkezi olmuş. Son Ayasofya’dan önceki iki Ayasofya, halkın çıkardığı isyanlardaki yangınlarla yerle bir olurken, günümüzdeki Ayasofya’nın da kubbesi depremle yıkılmış ve baştan yapılmış. Şimdi 3 Ayasofya’nın tarihinden de kısaca bahsedeceğiz:

Birinci Ayasofya

Birinci kilisenin inşaatı, İstanbul’u Roma İmparatorluğu’nun başkenti yapan, Hristiyanlığı Milano Fermanı ile serbest bırakan ve Hristiyanlığın bağlayıcı kurallarının konulduğu İznik Konseyi’nin gerçekleşmesine ön ayak olan Büyük Konstantin (I. Constantinus M.S 272 M.S 337) tarafından başlatılıyor. Tamamlanıp ibadete açılması ise M.S 360’da, oğlu Konstantios tarafından gerçekleşiyor. İlk kilise, Yunanca Büyük Kilise anlamına gelen Megalo Eklesia olarak adlandırılıyor fakat M.S. 404 yılında çıkan halk ayaklanmasında yakılıp yıkılıyor ve geriye pek bir şey kalmıyor.

İkinci Ayasofya

İmparator II. Theodosyus (M.S. 408-450) tarafından 415 yılında inşa ettirilmiş olan 2. kilise, İmparator Justinianos (M.S. 527-565) zamanında M.S 532’de çıkan ve tarihe Nika İsyanı olarak geçen büyük halk ayaklanması sırasında yıkılıyor.

Günümüz Ayasofyası: Üçüncü Ayasofya

Dünyanın en eski ve hızlı inşa edilen katedrali oluyor

Bugün günümüze kadar gelen üçüncü Ayasofya, İmparator Justinianos (M.S. 527-565) tarafından, Miletli fizikçi İsidoros, şimdiki Aydın olan Tralesli matematikçi Antemios’a yaptırılıyor. İnşaat, 23 Şubat 532’de başlayıp 5 yılda tamamlanıp 26 Aralık 537’de ibadete açılıyor. Antemios, inşatın ikinci yılında vefat ediyor ama yapıyı İsidoros tamamlıyor. Yapımında 1000 kalfa ve usta ile 10.000 işçi çalışıyor. Dünyanın en eski katedrali olma özelliğine sahip olan Ayasofya aynı zamanda dünyanın en hızlı inşa edilen katedrali ünvanına da sahip oluyor.

İstanbul’un fethinin ardından Ayasofya

1453 yılında İstanbul’un fethi ile Ayasofya camiye çevriliyor ve İslami unsurlar yapıya ekleniyor. Ayasofya’ya ilk minare, Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa ediliyor. Ahşap olan bu minare günümüze kalmıyor. Daha sonra Sultan II. Bayezid döneminde yapıya bir minare daha ekleniyor.

Ayasofya ve kubbesi II. Selim döneminde (1566–1574) Mimar Sinan tarafından payandalarla ve kemerlerle sağlamlaştırılıyor ve yapıya bir minare, hünkar mahfili ve II. Selim’in türbesini ekliyor. 1600’lere gelindiğinde ise II. Murat’ın ve III. Mehmed’in türbeleri de yapıya ekleniyor.

Osmanlı döneminde yapıya, mermer minber, hünkar mahfiline çıkan galeri, müezzin mahfili, vaaz kürsüsü gibi daha birçok ekleme daha yapılıyor. III. Murad Bergama Antik Kenti’nden çıkarılmış, Helenistik dönemden kalma, “bektaşi taşı”ndan yapılma iki küpü Ayasofya’nın ana salonuna yerleştiriyor. I. Mahmud ise yapıya bir kütüphane, bahçesine bir medrese, bir imarethane ve bir şadırvan ekletiyor. Böylece Ayasofya, adeta bir külliyeye dönüşüyor.

Abdülmecit döneminde Ayasofya, Osmanlı dönemindeki en ünlü restorasyonlarından birini geçiriyor. 1847 ile 1849 yılları arasında, İtalyanı asıllı Fossati kardeşler, yapının kubbe, tonoz ve sütunlarını sağlamlaştırıyor ve yapının iç ve dış dekorasyonunu yeniden elden geçiriyor. Üst kattaki mozaikleri temizleyip çok tahrip olanları sıvayla kaplıyorlar. Altta kalan mozaik motiflerini de bu sıva üzerine resmediyorlar. Kazasker Mustafa İzzed Efendi’nin (1801–1877) eseri olan, önemli isimlerin hat sanatıyla yazılı olduğu yuvarlak dev tablolar yenilenip sütunlara asılıyor.

Ayasofya’nın müze ve sonrasında yeniden cami oluşu

Ayasofya, 1 Şubat 1935’te müze oluyor ve 1985’de Ayasofya, Hipodrom, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camisi ve Topkapı Sarayı’nı içine alan “Arkeolojik Park” çerçevesinde UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giriyor. Son olarak 24 Temmuz 2020’de yeniden “Cami” statüsüne geri çevrildi. Zemini halıyla kaplandı ve namaz kılınan yerdeki mozaiklerin üzeri 1 dakikada açılıp kapanan, elektronik raylı sistem perde ile kapatıldı. Bu perdeler namaz vakitleri devreye giriyor namaz bitince de mozaiklerin üzeri yeniden açılıyor. Namaz sırasında üzeri kapanan mozaik ve freskler arasında Absis Mozaiği (Theotokos Mozaiği) hemen onun yanındaki Cebrail mozaiği ile pandantiflerdeki Serafim Melekleri freskleri bulunuyor.

Dediğimiz gibi, Ayasofya hem dünyanın en eski katedrali hem de dünyanın en hızlı inşa edilen katedrali. Ayrıca yapıldığı dönemden itibaren 1000 yıl boyunca, İspanya’daki Sevilla Katedrali (1520) tamamlanana kadar da dünyanın en büyük katedrali olma ünvanını korumuş bir mega yapı. Aradan geçen onca zamana rağmen, halen daha yüzölçümü bakımından, Vatikan’daki St. Petro (1506-1626), Londra’daki St. Paul (1675-1711) ve Sevilla Katedrali’nden sonra bugün hala dünyanın en büyük 4. katedrali olmaya devam ediyor.

Ayasofya’nın Kapıları

Dış Narteksten İç Nartekse Geçiş Kapıları

Ayasofya’nın batı cephesindeki dış narteksten iç nartekse geçişte sizi 5 kapı karşılıyor. En ortadaki, ve onun sağındaki ve solundaki bronzla kaplı üç büyük meşe kapı 1500 yıllık. Diğer iki kapı ise orijinalliklerini ilk üçüne oranla koruyamamış. Aslında Ayasofya ilk inşa edildiğinde kapı sayısı 7 imiş. Çünkü 7 rakamı, Roma’da uğurlu rakammış. Fakat daha sonra yapılan onarımlarda 4 kapı iptal edilmiş.


Orea Porta (Vestibül Kapı) ve Savaşçılar Geçiti


Güzel Kapı anlamına gelen Orea Porta yani Vestibül Kapı, yapıya yandan giriş sağlayan kapı. M.Ö 2. Yüzyıla ait olduğu için Ayasofya’da bulunan en eski mimari parça. Bronz kapı, M.S 838’de, İmparator Teofilus zamanında (M.S. 829-842) Tarsus’daki antik döneme ait bir pagan tapınağından sökülüp buraya takılıyor. Kapı Ayasofya’ya sığmayınca, zemin kazdırılıyor ve kapı o şekilde takılıyor.







                                                          CAMİİ'DEN GÖRÜNTÜLER 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

HAKKIMIZDA

Amacımız, Türkiye'nin olağanüstü güzelliklerini barındıran, görülmesi ve gezilmesi gereken yerleri sizlere tanıtmak ve ziyaret ettiğiniz...