12 Haziran 2024 Çarşamba

HAKKIMIZDA


Amacımız, Türkiye'nin olağanüstü güzelliklerini barındıran, görülmesi ve gezilmesi gereken yerleri sizlere tanıtmak ve ziyaret ettiğiniz yerlerden unutulmaz anılarla dönmenizi sağlamaktır.


 BİZE ULAŞABİLECEĞİNİZ HESAPLAR

rehberirota@gmail.com

Telefon:05123456789
Youtube:Rehberirotablog




10 Haziran 2024 Pazartesi

ULUDAĞ KAYAK MERKEZİ

Uludağ Kayak Merkezi Bursa'nın il merkezinde yer alır. Türkiye'nin en büyük kayak merkezidir. Tatil için insanların vazgeçilmez konumlarından biridir. 


Bursa'nın Güneybatısında yer alan, Fatintepe ve Kuşaklıkaya adlarındaki iki tepe üzerinde kurulmuştur. Kayak merkezi, milli park da dahil olmak üzere 11 bin 338 hektarlık alanı kapsamaktadır. Uludağ 1961 yılında milli park olarak inşa edilmiştir. Kayak merkezi modernliği ve kalitesi ile kış turizminin merkezi konumundadır. Modern otel ve tatil köyleri, günübirlik kayak turları ve geziler için özel yerler, alışveriş merkezleri, dans ve eğlence merkezleri, hizmetler tarafından sunulan kayak merkezleri kiralama hizmetleri, kayak hizmetleri tarafından verilen özel dersler gibi birçok ayrıcalıklı kayak severlerini beklemektedir.

Uludağ'da kano, snowboard, yokuş aşağı, doğa yürüyüşü ve kamp da yapabilirsiniz. Bunlara ek olarak da teleferik ile güzel görüntülere kuşbakışı ile bakabilirsiniz.. Uludağ, lüks ve konforlu, olağanüstü özellikler, gölleri ile gezenlerin gönlüne taht kurmuştur. Uludağ, gündüzleri olduğu sürece, geceleri de misafirlerin keyifli vakit geçirmeleri için birçok imkan sunmaktadır. Profesyonel kayak şovları, konserler ve birbirinden eğlenceli etkinlikler ile insanlar için muhteşem anlar yaşatır.









ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI

 Abant Gölü, Bolu ilinin Mudurnu ilçesinde yer almaktadır. İnsanlar yazın ailecek kahvaltıya, piknik yapmaya gelirler. Gölün çevresinde küçük yazlık evler, yemek yerleri bulunmaktadır. Aynı zamanda spor, eğlence, binme gibi etkinliklere de uygundur. Abant'ın yaz - kış ziyaret edenleri çok olur. 

  

Abant Gölü, Batı Karadeniz bölümü dağlarının ikinci sırasını oluşturan, Abant ve Keremali dağları üzerinde yer alır. Abant deresinin, vadisinde oluşan bir heyelan, göl oluşmuştur. Göl civarında 1400-1700 metrelere varan tepeler yer alır. Gölden çıkan fazla sular Abant deresi ile Bolu çayına dökülür. Gölden birkaç kaynak suyu, sürekli  olan akarsu ve özellikle kar ve yağmur suları ile beslenmektedir. Göl ve çevredeki 1196 hektarlık alan Tabiat parkı olarak işletilmektedir. Göl derinliklerinin görülebileceği kadar durudur.

                                                   ABANT GÖLÜ'NÜN KIŞ MANZARASI 


Abant'ta Bulunan hizmetler
Ücretsiz ziyaretçi tanıtım merkezi ve doğa yürüyüşü, göl çevresinde piknik, at binme, kamp, hediyelik ürünler satılmaktadır. 22 kilometrelik Abant yolu üzerinde alabalık lokantaları ile sucuk ekmek satış yerleri bulunmaktadır.









BALIKESİR



Avşa Adası



Erdek'te yaz aylarında her saat bulabileceğiniz gezi tekneleri ve feribotlarla kolayca ulaşabileceğiniz, Marmara Denizi'nin en turistik adası olan Avşa Adası, görülmeye değer pek çok güzelliğe ev sahipliği yapıyor. İstanbul ve Çanakkale gibi büyük şehirlerden her gün feribot seferlerinin düzenlenen Avşa Adası, hem hafta sonu gezileri hem de yaz tatilleri için tercih ediliyor.

Altın kum Plajı, Kadınlar Plajı, Yiğitler Plajı gibi birbirinden güzel plajları ve çam ağaçlarıyla çevrili koylarıyla masmavi denizin tadını çıkarmak için ideal bir adres olan Avşa Adası'nda el değmemiş doğal güzellikler arasında yürüyüşlere çıkarak da Roma ve Bizans dönemlerinden kalan anıt mezarları, tarihi kiliseler, manastırlar ve mabetleri keşfedebilirsiniz.

Her bütçeye uygun deniz manzaralı butik oteller, apart oteller ve aile pansiyonları bulabileceğiniz adada sahil kenarında hizmet veren balık restoranlarında ise taze deniz ürünleri eşliğinde gün batımı manzaralarıyla romantik akşamlar geçirebilirsiniz. Şahin Tepesi'nden Marmara Denizi ve Avşa Adası'nın muhteşem manzaralarını izleyebileceğiniz, dar sokaklarında çiçekleriyle süslü tarihi konaklar arasında gezebileceğiniz ve çarşısında el yapımı hediyelik eşyalar alabileceğiniz Avşa Adası'nda günübirlik bir gezi veya dinlendirici bir tatil yapabilirsiniz.

Edincik






Erdek'in hemen güneyinde Marmara Denizi kıyısında uzanan Edincik beldesi, hem Osmanlı döneminden günümüze kalan taş ve ahşap mimari evleri hem de çam ormanlarının saldığı büyüleyici sahiliyle günübirlik geziler yapmak için tercih edilen bir adres. Erdek merkezine sadece 17 kilometre uzaklıkta yer alan ve her saat bulabileceğiniz Edincik minibüsleriyle 25 dakikalık bir yolculukla kolayca ulaşabileceğiniz beldenin tarih kokan sokaklarında Osmanlı dönemine keyifli bir yolculuk yapabilirsiniz.

1368 yılında inşa edilen ve bölgedeki en eski yapılardan olan Çınar dibi Camii'ni yakından görme şansı bulabileceğiniz gezinizde 600 yıllık Osmanlı dönemi mezarlıklarına ev sahipliği yapan Asırlık Şehit Mezarlığı'na da uğrayabilirsiniz. Edinicik'i gezerken Orhan Gazi'nin Oğlu Süleyman Paşa'nın atını bağladığı, 30 metre boyu ve 6 metre genişliğiyle büyüleyici bir manzara sunan 650 yıllık çınar ağacını da yakından görmeyi unutmayın. Günümüzde bazıları müzeye dönüştürülen 200 yıllık Edincik evlerinin dönem mobilyaları ve antikalarla süslü iç bölümlerini gezerek Osmanlı dönemi yaşam tarzını yakından görebileceğiniz beldede tarihi ve doğal güzellikler arasında dinlendirici bir gün yaşayacaksınız. 

 Kuş Cenneti Milli Parkı



Sadece Türkiye'den değil, dünyanın dört bir yanından doğa tutkunları ve fotoğrafçılık meraklılarını kendine çeken Kuş Cenneti Milli Parkı, Manyas Gölü'nün çevresinde 24 hektardan daha büyük bir yeşil alanı kapsıyor. 1975 yılında Avrupa Konseyi'nden A sınıfı diploma alan ve ülkemizin en bilinen doğa cennetlerinden biri olan Kuş Cenneti Milli Parkı, yılın her mevsimi sunduğu büyüleyici manzaralarıyla kartpostalları süslüyor. Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarından gelerek Türkiye üzerinden göç eden binlerce kuşu yakından görme şansı bulacağınız milli parkta pembe flamingoların ve 266 farklı kuş türünün harika fotoğraflarını çekebilirsiniz.

Tatlı su kefali, yayın, sazan, turnalarla 23 balık türüne ev sahipliği yapan ve 118 bitki türü arasında unutulmaz bir doğa gezisi yapabileceğiniz Kuş Cenneti Milli Parkı, Osmanlı dönemlerinden beri çok ilgi görüyor ve Evliya Çelebi'nin kitaplarında da büyüleyici güzelliklerinden bahsediliyor. Gezinizde park içerisinde hizmet veren doğa müzesini gezebilir, Manyas Gölü'nde sandallarla safarilere katılabilir ve kuş gözlem kulelerinden muhteşem fotoğraflar çekebilirsiniz. Erdek merkezine yaklaşık olarak 38 kilometre uzaklıkta yer alan Kuş Cenneti Milli Parkı'nı yılın her mevsimi bulabileceğiniz rehberli doğa yürüyüşleri, kuş gözlem turları ve fotoğrafçılık gezileriyle veya minibüslerle 45 dakikalık bir yolculukla rahatlıkla ulaşabilirsiniz. 


8 Haziran 2024 Cumartesi

TAKSİM


 İstanbul'un en işlek ve en kalabalık yerlerinden biride Taksim meydanıdır. Taksim İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde yer alır. Günlerdir binlerce insan ziyaret etmektedir. Çevrede bulunan; yemek yerleri, müzeler, ve eğlence yerleri ile misafirlere birçok aktivite imkanı sunmaktadır. Taksim deyince ilk akla gelen nostalji tramvayıdır. İnsanlar bu tramvay ile ufak bir nostalji yolculuğuna çıkarlar ve anılarını fotoğraflarıyla taçlandırırlar. 

                                                                   TAKSİM TÜNEL

                        



TAKSİM TÜNELİN TARİHİ;
Karaköy'den Beyoğlu'na ulaşmak için %24 gibi çok dik bir eğime sahip olan ''Yüksek kaldırım yokuşunu'' çıkmak için gerekli olan buradan çıkmak insanlar aşırı yoruyordu. Bu bağlamda 1869'da İstanbul'un şehir içi ulaşımını dağıtmak amacıyla verilen imtiyazlarından biride bu iki nokta arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla inşa edilen Tünel için verilmiştir. 1871'de inşaatına başlanan 573 metrelik tünellik, 3 yıl süren inşaatın sonunda 17 ocak 1875'te hizmete verildi.

1910 yılında tünelden geçen elektrik sistemi, 1939'da İETT'ye devredilmiştir. 1970'te bir Fransız firması tarafından tamamen yenilenen tünel, 2007'de ise tamamen ayrılmak geçmiştir.

Tramvay ile mini bir nostalji turundan sonra, Taksim'in turistik farklı konumlarından bahsedeyim;

                                                        ST. ANTUAN KİLİSESİ

İstanbul'da en büyük Katolik kilisesi olan st. Antuan Kilisesi İstiklal caddesi üzerinde yer almaktadır. Güzel ve ince işlenmiş yapısı ile gözleri tepeden çekmektedir.

  



1230 yılında rahipler tarafından inşa edilmiştir. Kurucuları Assisili Aziz Fransua adına yapılan kilise 1639 yılında ve 1660 yılında iki kez yanmıştır. Fakat en sonuncusundan dolayı Pera'ya taşınmıştır. Şu anda mimar, 1906 yılında İtalyan mimar Giulio Mongeri tarafından yapılmış ve Fransızlar tarafından yönetilmektedir. Görkemli ve mistik bir havası olan kilise, belli gün ve ayrıcalıklı Türkçe ve Latince ayinler yapılmaktadır. Ayın olmayan günlerde de ziyaret edebilme şansı da vardır. Her dinden, her mezhepten insan kilisesinde mum yakabilir, dileyebilirsiniz. İç yapısı de dışı olana kadar ilginizi çekecektir.


                                                               CUMHURİYET ANITI
Cumhuriyet kaybı Türk tarihi ve değeri için çok değerli bir değerdir. Milli bayramlarda törenler yapılıyor. İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica tarafından tasarlanan ve insanların desteğiyle maddi olarak iki buçuk yılda inşa edilen yapı, 8 Ağustos 1928'de Dr. Hakkı Şinasi Paşa tarafından eklendi.




11 metrelik büyümeyi gösteren Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak'ın belirgin tasvirleri ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucularını tasvir ediyor. Anıtın iki yüzü vardır: Kuzeye bakan kısmı Atatürk, kurtuluş savaşı sırasındaki askeri üniformasıyla tasvir edilirken, güneye bakan kısmı Atatürk ve yoldaşları Batı kıyafetleri giymiş; İlk askeri başkomutan rolü simgeliyor, ikincisi ise devlet adamı rolü simgeliyor.






AYASOFYA-İ KEBİR CAMİ-İ ŞERİF

 FATİH SULTAN MEHMET'İN EMANETİ, İSTANBUL'UN İNCİSİ AYASOFYA...


Bazıları Ayasofya için “dünyanın 8. harikası” diyor. Ayasofya’nın uluslararası önemini ve döneminin ne kadar ötesinde bir yapı olduğunu düşünürsek bu hiç de abartılı bir söylem değil. Gerçekten Ayasofya, sanatsal ve mimari anlamında dünyanın en değerli eserlerinden biri. Buna bir de dini önemi eklenince ortaya dünyanın en değerli kültürel varlıklarından biri çıkıyor. Haliyle tüm dünyada en çok ziyaret edilen turistik yerler arasında.

Buna karşılık, müthiş detaylar ve gizemler barındıranan Ayasofya’yı çoğumuz çok yüzeysel tanıyoruz. Ortalama bir insanın konu hakkında bilgisi Bizans’tan kalan bu eserin, döneminde dünyanın en büyük yapısı olduğu, İstanbul’un fethinden sonra camiye dönüştürüldüğü, sonra bir müze olarak hizmet ettiği şimdi ise yeniden cami olduğu ile sınırlı.

Ayasofya Ne Demek

Ayasofya yani Hagia Sophia kelime anlamı olarak kutsal bilgelik, ilahi bilgelik demek.
"Hagai" yani "Aya" sözcüğü kutsal, "Sophia" yani "Sofya" sözcüğü de Eski Yunancada bilgelik anlamına gelen "sophos" sözcüğünden geliyor. Kutsal bilgelik de Ortodoksluk'ta, Tanrı'nın niteliğinden biri sayılıyor. 

Ayasofya, günümüzdeki son halini alana kadar aynı yerde bir değil, tam 3 kez inşa edilmiş. Son kez inşa edilmesinin ardından, 1000 yıl boyunca dünyanın en büyük katedrali olma özelliğini kimselere bırakmamış. Hem Roma, hem de Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış olan İstanbul’da dini hayatın merkezi olmuş. Son Ayasofya’dan önceki iki Ayasofya, halkın çıkardığı isyanlardaki yangınlarla yerle bir olurken, günümüzdeki Ayasofya’nın da kubbesi depremle yıkılmış ve baştan yapılmış. Şimdi 3 Ayasofya’nın tarihinden de kısaca bahsedeceğiz:

Birinci Ayasofya

Birinci kilisenin inşaatı, İstanbul’u Roma İmparatorluğu’nun başkenti yapan, Hristiyanlığı Milano Fermanı ile serbest bırakan ve Hristiyanlığın bağlayıcı kurallarının konulduğu İznik Konseyi’nin gerçekleşmesine ön ayak olan Büyük Konstantin (I. Constantinus M.S 272 M.S 337) tarafından başlatılıyor. Tamamlanıp ibadete açılması ise M.S 360’da, oğlu Konstantios tarafından gerçekleşiyor. İlk kilise, Yunanca Büyük Kilise anlamına gelen Megalo Eklesia olarak adlandırılıyor fakat M.S. 404 yılında çıkan halk ayaklanmasında yakılıp yıkılıyor ve geriye pek bir şey kalmıyor.

İkinci Ayasofya

İmparator II. Theodosyus (M.S. 408-450) tarafından 415 yılında inşa ettirilmiş olan 2. kilise, İmparator Justinianos (M.S. 527-565) zamanında M.S 532’de çıkan ve tarihe Nika İsyanı olarak geçen büyük halk ayaklanması sırasında yıkılıyor.

Günümüz Ayasofyası: Üçüncü Ayasofya

Dünyanın en eski ve hızlı inşa edilen katedrali oluyor

Bugün günümüze kadar gelen üçüncü Ayasofya, İmparator Justinianos (M.S. 527-565) tarafından, Miletli fizikçi İsidoros, şimdiki Aydın olan Tralesli matematikçi Antemios’a yaptırılıyor. İnşaat, 23 Şubat 532’de başlayıp 5 yılda tamamlanıp 26 Aralık 537’de ibadete açılıyor. Antemios, inşatın ikinci yılında vefat ediyor ama yapıyı İsidoros tamamlıyor. Yapımında 1000 kalfa ve usta ile 10.000 işçi çalışıyor. Dünyanın en eski katedrali olma özelliğine sahip olan Ayasofya aynı zamanda dünyanın en hızlı inşa edilen katedrali ünvanına da sahip oluyor.

İstanbul’un fethinin ardından Ayasofya

1453 yılında İstanbul’un fethi ile Ayasofya camiye çevriliyor ve İslami unsurlar yapıya ekleniyor. Ayasofya’ya ilk minare, Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa ediliyor. Ahşap olan bu minare günümüze kalmıyor. Daha sonra Sultan II. Bayezid döneminde yapıya bir minare daha ekleniyor.

Ayasofya ve kubbesi II. Selim döneminde (1566–1574) Mimar Sinan tarafından payandalarla ve kemerlerle sağlamlaştırılıyor ve yapıya bir minare, hünkar mahfili ve II. Selim’in türbesini ekliyor. 1600’lere gelindiğinde ise II. Murat’ın ve III. Mehmed’in türbeleri de yapıya ekleniyor.

Osmanlı döneminde yapıya, mermer minber, hünkar mahfiline çıkan galeri, müezzin mahfili, vaaz kürsüsü gibi daha birçok ekleme daha yapılıyor. III. Murad Bergama Antik Kenti’nden çıkarılmış, Helenistik dönemden kalma, “bektaşi taşı”ndan yapılma iki küpü Ayasofya’nın ana salonuna yerleştiriyor. I. Mahmud ise yapıya bir kütüphane, bahçesine bir medrese, bir imarethane ve bir şadırvan ekletiyor. Böylece Ayasofya, adeta bir külliyeye dönüşüyor.

Abdülmecit döneminde Ayasofya, Osmanlı dönemindeki en ünlü restorasyonlarından birini geçiriyor. 1847 ile 1849 yılları arasında, İtalyanı asıllı Fossati kardeşler, yapının kubbe, tonoz ve sütunlarını sağlamlaştırıyor ve yapının iç ve dış dekorasyonunu yeniden elden geçiriyor. Üst kattaki mozaikleri temizleyip çok tahrip olanları sıvayla kaplıyorlar. Altta kalan mozaik motiflerini de bu sıva üzerine resmediyorlar. Kazasker Mustafa İzzed Efendi’nin (1801–1877) eseri olan, önemli isimlerin hat sanatıyla yazılı olduğu yuvarlak dev tablolar yenilenip sütunlara asılıyor.

Ayasofya’nın müze ve sonrasında yeniden cami oluşu

Ayasofya, 1 Şubat 1935’te müze oluyor ve 1985’de Ayasofya, Hipodrom, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camisi ve Topkapı Sarayı’nı içine alan “Arkeolojik Park” çerçevesinde UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giriyor. Son olarak 24 Temmuz 2020’de yeniden “Cami” statüsüne geri çevrildi. Zemini halıyla kaplandı ve namaz kılınan yerdeki mozaiklerin üzeri 1 dakikada açılıp kapanan, elektronik raylı sistem perde ile kapatıldı. Bu perdeler namaz vakitleri devreye giriyor namaz bitince de mozaiklerin üzeri yeniden açılıyor. Namaz sırasında üzeri kapanan mozaik ve freskler arasında Absis Mozaiği (Theotokos Mozaiği) hemen onun yanındaki Cebrail mozaiği ile pandantiflerdeki Serafim Melekleri freskleri bulunuyor.

Dediğimiz gibi, Ayasofya hem dünyanın en eski katedrali hem de dünyanın en hızlı inşa edilen katedrali. Ayrıca yapıldığı dönemden itibaren 1000 yıl boyunca, İspanya’daki Sevilla Katedrali (1520) tamamlanana kadar da dünyanın en büyük katedrali olma ünvanını korumuş bir mega yapı. Aradan geçen onca zamana rağmen, halen daha yüzölçümü bakımından, Vatikan’daki St. Petro (1506-1626), Londra’daki St. Paul (1675-1711) ve Sevilla Katedrali’nden sonra bugün hala dünyanın en büyük 4. katedrali olmaya devam ediyor.

Ayasofya’nın Kapıları

Dış Narteksten İç Nartekse Geçiş Kapıları

Ayasofya’nın batı cephesindeki dış narteksten iç nartekse geçişte sizi 5 kapı karşılıyor. En ortadaki, ve onun sağındaki ve solundaki bronzla kaplı üç büyük meşe kapı 1500 yıllık. Diğer iki kapı ise orijinalliklerini ilk üçüne oranla koruyamamış. Aslında Ayasofya ilk inşa edildiğinde kapı sayısı 7 imiş. Çünkü 7 rakamı, Roma’da uğurlu rakammış. Fakat daha sonra yapılan onarımlarda 4 kapı iptal edilmiş.


Orea Porta (Vestibül Kapı) ve Savaşçılar Geçiti


Güzel Kapı anlamına gelen Orea Porta yani Vestibül Kapı, yapıya yandan giriş sağlayan kapı. M.Ö 2. Yüzyıla ait olduğu için Ayasofya’da bulunan en eski mimari parça. Bronz kapı, M.S 838’de, İmparator Teofilus zamanında (M.S. 829-842) Tarsus’daki antik döneme ait bir pagan tapınağından sökülüp buraya takılıyor. Kapı Ayasofya’ya sığmayınca, zemin kazdırılıyor ve kapı o şekilde takılıyor.







                                                          CAMİİ'DEN GÖRÜNTÜLER 





6 Haziran 2024 Perşembe

ÇANAKKALE

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLER ABİDESİ


Gelibolu Yarımadası'nın en çok ziyaret edilen ana ziyaret noktası olan  Çanakkale Şehitler Abidesi,   Eskihisarlık Burnu üzerinde yer almaktadır.


Açılan bir proje yarışması sonucu 37 projeden oluşan Doğan Erginbaş, İsmail Utkular ve Feridun Kip tarafından seçilen proje seçilmiş olup Abide'nin temeli 17 Nisan 1954 tarihinde atılmıştır.




Mimarı Doğan Erginbaş'ın kendi ifadesiyle Abide, tüm coğrafyalardan gelen şehitlerimizin toplu bir şekilde göğe yükselişini temsil ediyor. Ayaklarının üzerinde muharebe anlarını yansıtan kabartma rölyefler bulunmaktadır. Her yıl 18 Mart tarihinde, ülkenin dört bir yanından gelen ve devlet erkânı tarafından Abide törenlerinde anma merasimleri düzenlenmektedir.

 


Sembolik şehitliğin önünde muharebe periyodu boyunca 45 m uzunluğunda bir rölyef bulunmaktadır. Rölyefi daha sonra, sembolik şehitliğin başlangıcı bölümünde meçhul asker mezarı ve Mustafa Kemal Atatürk'ün 1934'te müttefik askerleri için söylediği sözlerin yer aldığı mermer bir kitabe bulunmaktadır. Arıburnu muharebelerinden sonra bir Anzak askerinin Avustralya'ya götürüldüğü ve bir Türk askerine ait olan saldırılar, yıllar sonra 10 Mart 2003 tarihinde Türkiye'ye teslim edilmiş olup 18 Mart 2003'te resmî gösterilerle cereyan edilmekteydi.


1915 SEDDÜLBAHİR SAVAŞ MALZEMELERİ MÜZESİ






Gelibolu Yarımadası’nda Eceabatn yüksek bir tepesinde bulunan Seddülbahir Köyü’ndeki 1915 Seddülbahir Savaş Malzemeleri Müzesi, üç katlı bir binanın ilk iki katında eserlerini sergilemektedir. Müze, tarihçi Ahmet Uslu’ya ait. Müzenin giriş ve zemin katta bulunan tarihi değerler, gün içerisine birçok turist tarafından ziyaret edilmekte. 1915 Seddülbahir Savaş Malzemeleri Müzesi’nin giriş katında; Çanakkale Savaşı’nın cereyan ettiği zamanlarda askerlerin kullandığı kaşıklar, çatallar, mermiler, mataralar, çeşitli madalyalar, savaşla ilgili belgeler, mermi kutuları, askerlerin giydiği ayakkabılar sergilenmekte. Alt katında ise Çanakkale Savaşı’nda yaralanan askeri revirde tedavi eden doktor, savaşta yaralanmış ve yardım isteyen askerler mankenlerle canlandırılmış. Girişinde yaşadığınız etkinin iki katını yaşarsınız alt kattaki canlandırmalarla. Müzenin en etkileyen parçası ise birbiriyle çarpışmış mermiler. Seddülbahir Köyü'ndeki bu küçük müzenin büyük bir etkisi var. Kendinizi Çanakkale Savaşı'nın ortasında gibi hissedeceksiniz.














HAKKIMIZDA

Amacımız, Türkiye'nin olağanüstü güzelliklerini barındıran, görülmesi ve gezilmesi gereken yerleri sizlere tanıtmak ve ziyaret ettiğiniz...